HOŞGELDİNİZ
  12 Eylül
 

12 Eylül Darbesi

Vikipedi, özgür ansiklopedi

 
Git ve: kullan, ara
Genelkurmay başkanı Kenan Evren'in TRT'de darbe açıklaması
Wikisource-logo.svg
Vikikaynak'ta, Kenan Evren'in radyo ve televizyon konuşması ile ilgili metin bulabilirsiniz.

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, Türkiye'de, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi.[1] Bu müdahale ile 6. Demirel hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, sendika ve derneklerin faaliyetleri durduruldu ve genel sıkıyönetim ilan edildi. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı. Bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü.12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye'de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler geçici de olsa alt-üst edildi.

Konu başlıkları

[gizle]

Darbenin gerekçeleri [değiştir]

  • Politik iktidarsızlık

12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birçok tur ardından Cumhurbaşkanı'nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi.

  • Ekonomik iktidarsızlık

12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel'in "70 sente muhtacız" sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı ve işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile yoğunlaştı.

  • Politik ve toplumsal şiddet olayları

Sağ - sol gerginliği bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi.Emniyet Teşkilatı mensupları arasında kurulmuş olan Pol-Bir ve Pol-Der dernekleri diye ikiye bölünmüştü. Sağ ve sol siyasi hareketin önde gelen temsilcileri ve tanınmış birçok kişi sağ ve sol gruplara mensup militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin sayısı her gün 30'a yaklaşıyordu.

  • Dış siyaset etkenleri

NATO güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye'nin siyasi ve ekonomik iktidarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği'nin Afganistanişgal etmesi üzerine Türkiye'nin ABD politikaları için istikrarlı hale gelmesi önem kazandı.[2]

Darbe öncesi olan olaylar [değiştir]

Darbe Öncesi Suikastları [değiştir]

1 Şubat 1979'da Abdi İpekçi İstanbul Teşvikiye'de, 10 Eylül'de Türkiye İşçi Partisi Adana eski il başkanı Ceyhun Can yazıhanesinde, Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Fikret Ünsal evinin önünde, 19 Eylül'de Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet'te, 28 Eylül'de Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul , 19 Kasım'da eski Adalet Partisi İstanbul milletvekili İlhan Darendelioğlu İstanbul Beyazıt'ta, 20 Kasım'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğançay İstanbul Etiler Profesörler Sitesi'nde, 3 Aralık 1979'da, Fedai Dergisi sahibi yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde, 7 Aralık'ta İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil İstanbul Levent'te, 11 Nisan 1980'de TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 27 Mayıs'ta Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak Ankara'da, 24 Haziran'da Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde eşi ve kızıyla birlikte, 15 Temmuz'da Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu Şişli'deki işyerinde, 19 Temmuz'da Eski Başbakan Nihat Erim İstanbul'da Dragos Deniz Kulübü'nden çıkarken, 22 Temmuz'da Maden-İş Sandikası genel Başkanı Kemal Türkler İstanbul Merter semtinde silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür.

Çankaya hükûmeti (21 Haziran - 21 Temmuz 1977) [değiştir]

İkinci Milliyetçi Cephe hükûmeti (21 Temmuz 1977 - 5 Ocak 1978) [değiştir]

Motel hükûmeti (5 Ocak 1978 - 12 Kasım 1979) [değiştir]

22 Aralık 1977'de Bülent Ecevit, İstanbul Florya semtinde bulunan Güneş Moteli'nde daha sonra 11'ler olarak anılacak Adalet Partsinden ayrılan bağımsız milletvekillerden Enver Akova, Ali Rıza Septioğlu, Mustafa Kılıç, Şerafettin Elçi, Mete Tan, Tuncay Mataracı, Güneş Öngüt, Orhan Alp, Ahmet Karaaslan, Hilmi İşgüzar, Oğuz Atalay ile görüşmüş ve yeni kurulacak hükûmetteki bakanlık koltuğu karşılığıyla Demirel hükûmeti aleyhindeki gensorunu desteklemesi konusunda anlaşmıştı. 31 Aralık'ta İkinci Milliyetçi Cephesi hükûmeti düşürülmüş ve 5 Ocak 1978'de 229 güven oyunu sağlayan Ecevit Üçüncü Ecevit hükûmetini kurmuştur. Bakanlık koltuğunu istemeyen Oğuz Atalay dışındaki 10 kişiye bakanlık verilmiştir. Adalet Partisi bu duruma "Bir oya bir bakanlık" diyerek eleştirmiş ve bu hükûmet "Motel hükûmeti" olarak anılmıştır. Demirel bu hükûmetin gayrimeşru olduğunu iddia ederek Ecevit'e başbakanı demeden "hükûmetin başı" olarak hitap etmiştir.

Kahramanmaraş Olayı [değiştir]

Kerhen MC hükûmeti (12 Kasım 1979 - 12 Eylül 1980) [değiştir]

14 Ekim ara seçimleri [değiştir]

24. CHP kurultayında Ali Topuz ve Deniz Baykal grupları, "parti meclisinin" tekrar kurulmasını savunuyorlardı (24 Mayıs 1979)

14 Ekim 1979'da yapılan seçimlerde AP ikinci parti olarak çıkmış olmasına rağmen Bülent Ecevit'in istifa etmesiyle Süleyman Demirel'e hükümeti kurma yetkisi verildi.[3]

"Yüz Gün Planı" [değiştir]

Üçüncü Ecevit hükûmetinin istifasından sonra Milliyetçi Hareket Partisi, Milli Selamet Partisi'nin hükûmete alınmasına karşı çıktığı için Üçüncü Milliyetçi Cephesi gerçekleştirilememiş ve 12 Kasım 1979'da Süleyman Demirel'in başbakanlığında azınlık hükûmeti kurulmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi bu hükûmeti dışarıdan desteklemiştir. Demirel "Yüz Gün Planı"nı açıklayarak anarşi ve enflasyon olmak üzere iki temel sorununu 100 günde çözeceğini iddia etmiştir. Bu plan tartışmalara yol açmış ancak tartışma yüz günün hükûmetin güvenoyu aldığı 25 Kasım 1979'dan itibaren mi yoksa Demirel'in Plan'ı açıkladığı 8 Aralık 1979'dan itibaren mi sayılacağı konusuna odaklanmıştır.

TSK'nın Uyarı Mektubu [değiştir]

27 Aralık 1979'da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'un imzasını taşıyan, ülkedeki iç karışıklıkla ilgili bir uyarı mektubu Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e gönderildi. 1 Ocak 1980'de Çankaya köşkünde Kenan Evren ve kuvvet komutanlarıyla bir görüşme yapıldı.

"Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce, milli menfaatlerimizi ön plana alarak, anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir."

24 Ocak Kararları [değiştir]

24 Ocak Kararlarının mimarı "Sandalyesiz Bakan" Turgut Özal

Ekonomik olarak yaşayan istikrarsızlık, üretimin azalması ve karaborsacalığın oluşması gibi nedenlerin ortadan kaldırılması için kamu harcamalarının sınırlandırılması,ücretlerin düşürülmesi,serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınması kararlaştırılmıştır. Bunun için Süleyman Demirel Turgut Özal'ı başbakanlık müsteşarlığına atadı ve IMF ile bu kapsamda bir anlaşma imzalandı.[4]

"Kadayıfın Altı" [değiştir]

Şubat 1980'de Milli Selamet Partisi başkanı Necmettin Erbakan Demirel hükûmetini kerhen (istemeyerek) desteklediğini açıkça dile getirmiştir. Bundan 43. Cumhuriyet Hükümeti "Kerhen MC (Milliyetçi Cephe)" olarak anılmaya başlamıştır.

"Kadayıfın altı kızarmadan bu hükûmeti uzaklaştıracak olursanız, bu zihniyet milleti aldatmanın gene fırsatını bulacaktır. Onun için kadayıfn altının kızarmasını bekleyeceğiz. " (Necmettin Erbakan, 13 Mart 1980 tarihli basın toplantısı)

"18 Mayıs'a MSP il başkanları toplantısına kadar bekleyeceğiz. Kadayıfın altının kızarıp kızarmadığına bakacağız." (Necmettin Erbakan, 23 Nisan 1980 tarihli basın toplantısı)

Cumhurbaşkanı Seçimi Bunalımı [değiştir]

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresi dolduğu sırada meclisteki en büyük 2 partinin liderleri Ecevit ve Demirel daha Cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi. Son anda adaylar bulundu. Seçimler sırasında hiçbir aday cumhurbaşkanı olmak için yeter oyu alamıyordu. Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı fakat bir türlü yeni Cumhurbaşkanı seçilemedi.CHP'nin adayı eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Muhsin Batur,MC Partilerinin(AP,MHP,MSP)adayı ise eski 1.Ordu Komutanı emekli Orgeneral Faik Türün'dü.Seçimlerde CHP adayı Muhsin Batur en fazla oyu almasına rağmen salt çoğunluk sağlanamadığı için cumhurbaşkanı seçilememiştir.Bu durumsa ülkeyi daha kötü günlere sürüklemiştir.

Bayrak Harekâtı [değiştir]

17 Haziran'da Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, kuvvet komutanları ve Genelkurmay II. Başkanı Necdet Öztorun'u çağırmış ve kod adı "Bayrak Harekâtı" olan bir darbenin 11 Temmuz 1980'de gerçekleştirilmesi bildirmiştir[5]:

"Bütün Ordu Komutanlarına; Bayrak Planı'nın uygulanmaya giriş günü 11 Temmuz, saati ise: 04.00'dır."

Ancak 2 Temmuz'da Süleyman Demirel hükûmeti güvenoyu aldığı için ertelenmiştir[6].Daha sonra 28 - 31 Ağustos'ta "5 Eylül 1980'den itibaren her an hazır olunması" bildirilen "Bayrak Harekâtı" emirleri özel kuryelerle komutanlara teslim edilmiştir.[7]

Çorum katliamı [değiştir]

Ana madde: Çorum Olayları

Fatsa nokta operasyonu [değiştir]

14 Ekim 1979'de yapılan ara seçimler sonrası Dev-Genç'e yakınlığı ile bilinen bağımsız aday Fikri Sönmez Fatsa Belediye başkanı oldu. Belediye direniş ve halk komiteleri şeklinde örgütlenmişti. [8] 8 Temmuz 1980'de askeri birlikler Fatsa ilçesine gönderilmiş ve 9 Temmuz 1980 tarihinde Kenan Evren ordu komutanlarıyla beraber inceleme yapmak için Fatsa'ya gitmiştir. Bakanlar Kurulu tarafından, «Küçük terör odaklarında» baskınlar yapılmasına ilişkin kararla 11 Temmuz sabah erken saatlerinde asker ve polis "nokta operasyonu" düzenlenmiş ve Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez ile beraber 300 kişi gözaltına alındı bunlardan 250 kişi 15 Temmuz'da serbest bırakıldı[9] 12 Temmuz'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve kaymakam görevden alındı.[9] DİSK genel başkanı ise Demirel'i Çorum'u unutturmak için Fatsa olayını yaratmakla suçladı.[9]Sönmez 18 Temmuz'da tutuklanarak 12 Eylül'den sonra cezaevinde ölmüştür.

Kenan Evren 25 Ekim 1982'de Trabzon gezisi sırasında yaptığı bir konuşmada bu olayla ilgili şu sözleri sarfetti:
 

Ve yine biliyorduk ki, Fatsa kurtarılmış bir kasaba idi. Oralarda Devletin kanunları işlemiyordu. Buralarda vatandaşlar sorunlarını, Devletin ilgili makamlarına değil, mahalle komitelerine bildirmekte ve şikayetleri kendilerinin taktıkları isimle buralardaki (Halk Mahkemelerinde) neticelendirilmekte ve hatta bu halk mahkemelerinde ölüm cezaları dahi verilmekte ve bu cezalar sokak ortasında herkesin gözü önünde kurşunlanarak icra edilmekteydi. Böyle sokak ortasında, bu mahkeme kararlarının yerine getirildiği zamanları da biliyoruz.[10]

Zafer Bayramı ve Kudüs Mitingi [değiştir]

Ana madde: Kudüs Mitingi

Necmettin Erbakan "Karadeniz şehirlerinden birisinde vefat eden bir din adamının cenaze töreni"ni bahane olarak göstererek 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın Anıtkabir'deki kısmı ile Genelkurmay Başkanlığı'nda yapılan kutlama törenlerine katılmamıştır.[11]

23 Temmuz 1980'de İsrail'in Kudüs'ü başkent ilan etmesi sonucu Milli Selamet Partisi 6 Eylül Cumartesi günü Konya'da "Kudüs'ü kurtarma yürüyüş ve mitingi" düzenlemiştir. Bu mitinge 100 bin kişinin üzerinde katılım olmuş,bazı kişiler şalvar, cübbe ve sarıkla, eski harflerin bulunduğu pankartlarla gelmiş ve "Şeriat gelecek, vahşet bitecek", "Dinsiz devlet, yıkılacak elbet" gibi sloganlar atmışlardır. Miting sırasında okunan İstiklâl Marşı topluluk tarafından yuhalanmıştır.

Necmettin Erbakan mitingi partilerinin yapmadığını belirtir:

"Konya Mitingini MSP olarak biz yapmadık. Bütün partilerin sahip çıkması için bir tertip heyeti düzenlendi ve önemine binaen, bütün partileri ve liderleri davet etti." [12]

Ancak dönemin MSP'li Konya Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler, mitingin MSP tarafından düzenlendiğini, hatta kendisinin mitingten önce Necmettin Erbakan ve Oğuzhan Asiltürk'le, Ankara'da MSP Genel Merkezi'nde bu mitingi iptal ettirmek için görüştüğünü, iptal ettiremeyince MSP'den istifa ettiğini, fakat bununda kabul edilmediğini yıllar sonra belirtir.[13]

Darbe [değiştir]

Milli Güvenlik Konseyi [değiştir]

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, radyodan okunan ilk bildiriye göre:

İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.[14]


 

12 Eylül tarihli 2 numaralı bildiriyle ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atanmıştır. 7 numaralı bildiriyle siyasi partilerin faaliyetleri yasaklanmış olduğunu ve Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerinin de durdurulmuş olduğunu duyurulmuştur. Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere polis teşkilatı Jandarma Genel Komutanlığının emrine verilmiştir.Darbe günü Emniyet ve MİT üst düzey yöneticileri Genelkurmay Başkanlığına davet edilmiş ve TRT ile PTT Genel Müdürleriyle beraber tecrit edilmişlerdir.[15]

20 Eylül'de Kenan Evren eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu'yu başbakan olarak görevlendirmiş[16] ve 21 Eylül'de Ulusu'nun sunduğu bakanlar kurulu listesi Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmıştır.

12 Eylül 1980 darbesinin Newsweek haber dergisinin 22 Eylül 1980 tarihli sayısının kapağında yansıması.

Hamzakoy ve Uzunada [değiştir]

DemirelveEcevitZincirbozanAskeritesislerinde.JPG
Süleyman Demirel'e gönderilen tebliğ

Darbenin gece 3:00'da ilanından sonra aynı gün sabah saat 5:30'da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'a Genelkurmay başkanı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. Tüm tebliğlerde : "TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz" ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmektedir. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Hamzaköy Gelibolu adresi belirtilirken, Necmettin Erbakan'a ise Uzunada İzmir adres olarak verilir. [17]

Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy'a götürülür. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980'e kadar burada kaldılar. Necmettin Erbakan aynı gün uçakla Uzunada'ya götürülür. Alparslan Türkeş evinde bulunamadığı için Milli Güvenlik Konseyi, 13 Eylül'de bir bildiri ile teslim olmaması halinde suçlu duruma düşeceğini belirtir.[18] Bunun üzerine 14 Eylül'de Ankara Merkez Komutanlığına teslim olur ve Uzunada'ya gönderilir.[17]

Karşı Darbe girişimi [değiştir]

"MHP Davası" [değiştir]

Başbuğ'suz MHP?


 


O sahne daha dün gibi gözümün önünde... 1981 yazıydı. Gazeteci olarak Mamak'taki askeri mahke­mede siyasi duruşmaları izlemekle görevliydim.

12 Eylül'den yaklaşık bir yıl sonra, Ağustos ayında MHP davası baş­layacaktı, Tam 587 sanık vardı. 4. Kolordu sahasın­da bu kadar sanığı alabi­lecek salon olmadığından, MHP'liler için 1200 kişilik özel bir mahkeme salonu yaptırılmıştı. 945 sayfalık iddianamede Türkeş'le 219 dava arka­daşı için idam isteniyor­du. Suçlama, "devletin tek kişi tarafından yöne­tilmesi amacıyla ahaliyi birbiri aleyhine silahlandırarak toplu kıyıma yönlendirmek"ti.

Türkeş dışında bütün sanıklar salona alınmışlardı.

Saat 9'a 3 kala Türkeş, üzerinde lacivert bir takım elbise ve elinde siyah bond çanta ile kapıda göründü. O anda, salonu doldu­ran, saçları kazınmış yüzlerce MHP'li birdenbire ayağı fırlayıp hazırola geçtiler. Türkeş, kendinden emin adımlarla sanık sandalyesine doğru yürürken hiç beklen­medik bir şey oldu.

Sanıklar hep bir ağızdan ve salonu çın­latan dev bir koro halinde istiklal Marşı'nı söylemeye başladılar.

Avukatlar, dinleyiciler, gazeteciler aya­ğa kalkmak zorunda kaldılar. O sırada salona giren mahkeme heyeti ve savcı için de zor bir durum ortaya çıkmıştı. Otursalar oturamıyor, salonu oturtamıyor, ister istemez saygı duruşunda marşın bitmesini bekliyorlardı.

Türkeş, çok kurnaz bir kararla, hem mahkeme heyetini, kendi örgütü karşısın­da ayağa dikmeyi başarmış, hem de "ülke­ye asıl sahip çıkanların yargılandığı" mesajını bütün ülkeye, en anlamlı şekilde ulaştırmıştı. Dönemin askeri yönetimi bu eyleme yayın yasağı koydu, ama o sahne, o gün orada olanların belleklerinden yıl­larca silinmedi...


 

  • * *


 

Hiç kuşku yok ki, Türkiye siyasetinin en karizmatik liderlerinden biriydi Alparslan Türkeş...

Bu karizma, örgüt disipliniyle de birleşince ortaya çok etkileyici bir otorite çıkıyor ve o otorite, partiyi birarada tutuyordu.

Şimdi tabii herkesin aklındaki soru, bu ka­rizmanın yokluğunda, o otoritenin ve birliğin sağlanıp sağlanamayacağı...

Acaba bundan sonra MHP'de "tek adam"ın boşluğu nasıl dol­durulacak?

Parti, yeni bir Türkeş'le yoluna devam mı edecek, yoksa Susurluk sonrası oluşan hayal kırıklığının ve Türkeş sonrası doğacak otorite boşluğunun yarattığı dağınıklıkta tabanını, "kurtlar sofrası"nda iş­tahla bekleşen diğer merkez sağ partilere mi kaptıracak?

Siyasal tarihe baktığımızda bu sorunun yanıtına ilişkin önemli ipuçları görüyoruz. Karizmatik liderler, kendi dönemlerinde taraftarları üzerinde tam bir hakimiyet kursalar da, partilerinde tamamen kendi kişiliklerine en­deksli bir yapı oluşturdukları için, kendile­rinden sonraya doldurulması güç bir boş­luk miras bırakıyorlar. Sonuç, genellikle hazin bir dağılma süreci oluyor.

Ülkü Ocakları Başkanı'nın da ilk açıkla­masında altını çizdiği gibi, bundan sonra MHP'de bir "Başbuğ" olmayacak, sadece "yeni bir genel başkan" seçilecek ve MHP için zor bir dönem başlayacak.


 

  • * *


 

Aslında aynı zorluk, 12 Eylül öncesinden bizlere miras kalan "4 asın" diğer üçü için de geçerli. Yaşları Cumhuriyet'in yaşına yakın olan ve yaklaşan yeni yüzyılın başında siyasette jübile yapmalarına kesin gö­züyle bakılan Demirel de, Ecevit de, Erbakan da, Türkeş gibi bugüne kadar hep karizmalarıyla ayakta kaldılar, yerlerine bir veliaht yetiştirme konusunda hiçbir gayret göstermediler.

Sonuçta Demirel'den sonra DYP nere­deyse yarı yarıya küçüldü. Ecevit'ten sonra DSP'nin, Erbakan'dan sonra Refah'ın ge­leceğini ise kimse tahmin edemiyor.

Türkiye, yıllar yılı demokratik olmayan parti yapılarında, "tek adam"a dayalı siyasetle vakit kaybetmenin, kadroyu önemse­memenin bedelini ödüyor...

Siyasal arena demokratik olmayınca bü­tün gözler lidere dönüyor.

Lider, ansızın çekip gidince de geride tam bir tufan bırakıyor.

Türkiye, hâlâ çaresizce yeni yüzyıldaki liderini arıyor...

12 Eylül dönemi [değiştir]

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askeri yönetim Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye'ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.

"Asmayalım da besleyelim mi?" [değiştir]

Darbeden sonra ilk idam edilenler 9 Ekim 1980 tarihinde ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve sol görüşlü Necdet Adalı olmuştur. Daha sonra 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkum edilen Erdal Eren'in idam kararı Yargıtay tarafından iki kere iptal edilmiş olmasına karşın, Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla, 13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Cezaevi'nde infaz edildi. [19] Erdal Eren'in idamına ilişkin [20] Kenan Evren 3 Ekim 1984'de yaptığı Muş gezisi sırasındaki konuşmada şunları söylemiştir:

"Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım. Bu vatan için kanını akıtan, bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?"

1402'likler [değiştir]

Ana madde: 1402'likler

6 Kasım 1981'de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile YÖK kuruldu.[21] Bundan sonra 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 2301 ve 2766 sayılı kanunla değişik maddelerince özellikle solcu olduğu düşünülen 71 Üniversite personeli YÖK tarafından görevlerinden uzaklaştırıldı. [22] İlk uzaklaştırmalar Şubat 1983'de başladı. [23] Genelkurmayın açılamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevden alınmış ve 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent'in 1402'lik olmuştur. Ancak 1402'lik olmasını istemediğinden bizaat istifa yolunu seçenleri dahil edildiğinde 20.000' civarında olduğu öne sürülmektedir.

Dağ Türkleri [değiştir]

12 Eylül sonrasında Kürtlerin "Dağ Türkleri" olduğu ilan edilmiştir. Genelkurmay Başkanlığı'nın bastırdığı "Beyaz Kitap"'ta şu açıklama yer almıştır:

"Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardı. Güneş açınca üzerleri buzlaşan camsı parlak bir tabaka ile örtülürdü karın yüzü. Üstü sert altı yumşak olurdu. Bu karın üstünde yürününce, ayağın bastığı yer içeriye çöker, 'kırt-kürt' diye ses çıkarırdı. Doğulu Türkmenlere, Kürt denmesinin nedeni buydu. Bölücülerin Kürt dedikleri, yüksek yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin karda yürürken ayaklarından çıkardıkları sesin adıydı aslında."

Banker Skandalı [değiştir]

Özetle,cunta hükümetinin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Turgut Özalın göreve getirlimesin den sonra meydan gelmiş,kontrolsüz bir liberalizmin halkın üzerindeki olumsuz etkisidir.Özal'ın politikası sonucu, ülkedeki bankaların çoğu mevduat sertifikası pazarlamaya başlamış ve devlete ekonomik kaynak getirisi olmuştur.Ancak kontrolsüz şekilde gelişmesi her bireyin rahatça bu işi yapması sonun başlangıcını getirmiştir.Kalpazanlık,her türlü üç kağıtçılıkla birlikte herkes bankerlikle uğraşmaya başlamıştır.Artık iş o kadar çığrından çıkmıştırki resmiyette bu işi yapan 300 kurum gayriresmi olarakta 800 civarında bir rakamla karşılaşılmıştır.Halk sonu görmesine rağmen genede bu işten vazgeçmemiş ve kalan son mallarına kadar satıp bu işe yatırım yapmıştır.1981 e gelindiğinde;birkaç banker demeye kalmadan yüzlerce banker batmış ve kaçmışlardır,dolayısı ile bu işin içinde olan birçok şirket,kurum,birey vs.tefecilerin eline düşmüş borç batağında yüzmeye başlamıştır.Dönemin zatı Özal"Batan batar,kalan sağlar bizimdir"diyerek umursamaz bir tavır takınmıştır.Dönemin en büyük bankeri Kastelli(Cevher Özden)piyasadaki 150 milyar liranın 100 ünü elinde bulunduruyordu.Ancak son onu da kovalıyordu.1982 yazına doğru artık sadece Çavuşoğlu-Kozanoğlu grubuna bağlı Hisarbank'ın ve Özer Çiller'in başında bulunduğu İstanbul Bankası'nın sertifikalarını satmaktan başka bir yolu kalmayan Kastelli'ye son darbe 18 Haziran 1982'de indirildi. Bu tarihte İstanbul'da yapılan toplantıda o sırada Türkiye'de faaliyet gösteren 40 bankanın hepsinin imzaladığı bir kararla artık "Bankalar bankerler aracılığıyla mevduat sertifikası satmayacaklar ve pazarlamayacaklar"dı.Ama Kastelli'nin peşinden sürükledikleri bu kadarla kalmayacaktı. Maliye Bakanı Kaya Erdem de hemen istifa etmeye kalkışacak ancak Turgut Özal engelleyecekti. "Şimdi istifa edersek olayın sorumluluğu bizim sırtımıza kalır, biraz zaman geçsin" diyecek ve gerçekten de yaklaşık bir ay sonra, 13 Temmuz 1982'de ikisi de istifa edecekti.[kaynak belirtilmeli]

Özal ve Erdem Temmuz 1982'de istifa ettiler ama aradan bir buçuk yıl geçmeden ve hem de daha güçlü bir şekilde tekrar geldiler. Kasım 1983'de yapılan seçimlerin ardından Özal Başbakan, Erdem ise yine Maliye Bakanı olarak geri dönecekti. Bu çapta bir skandalin sorumluluğu bile Özal'ın yükselişini önleyememişti.[kaynak belirtilmeli]

"Banker Yalçın" (Yalçın Doğan)
"Banker Kastelli" (Cevher Özden)

OLASI TELİF HAKKI İHLALİ

Maddeyi olası telif hakkı ihlali nedeniyle etiketlediyseniz, lütfen aşağıdaki sayfanın en altına da ekleyin! Vikipedi:Telif_sorunları/2009_Aralık_2/Maddeler
* {{subst:madde-ti|12 Eylül Darbesi}} kaynak: [http://www.tumgazeteler.com/?a=2908365]. ~~~~
Copyright.svg

Bu madde sayfasının içeriği aşağıdaki kaynağın telif haklarını ihlal ediyor gibi görünmektedir.

[1]

1982 Anayasası [değiştir]

Ana madde: 1982 Anayasası

7 Kasım 1982 yılında yapılan Halkoylamasıyla %92.7 evet oyuna karşılık, %8.6 hayır oyuyla kabul edildi. Oy kullanırken iki renk hakimdi: Mavi renk hayır, beyaz renk evet demekti. Kenan Evren yaptığı konuşmalarla halkı mavi oy vermemesi konusunda telkin ediyor[24]ve çeşitli gazetelere mavi renkle ilgili sansür uygulanıyordu. [25]

Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve askeri yönetimin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılında yapılan ve aleyhte konuşmanın ve propaganda yapmanın yasak olduğu "güdümlü" referandumda, yüzde 92'lik "Evet" oyu ile büyük farkla kabul edildi. Halk oylamasında 'Hayır' oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa'nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi. Anayasa'nın kabulünün bir başka önemli etkeni olarak, ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi de ifade edilir.[26]

Aynı halk oylamasında, Kenan Evren otomatik olarak Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa'da, askeri yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, daha sonraki seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.

83 Rejimi [değiştir]

Zincirbozan [değiştir]

Siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verilmiştir. Ancak Milli Güvenlik Konseyi'nin yayınladığı 31 Mayıs 1983 tarih ve 79 sayılı kararıyla Adalet Partisi'nden Süleyman Demirel, Ali Naili Erdem, Ekrem Ceyhun, Saadettin Bilgiç, Nahit Menteşe, Yiğit Köker, İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhuriyet Halk Partisi'nden Sırrı Atalay, Metin Tüzün, Celal Doğan, Deniz Baykal, Ferhat Aslantaş, Süleyman Genç, Yüksel Çakmur, Büyük Türkiye Partisi'nden Hüsamettin Cindoruk ve Mehmet Gölhan olmak üzere 16 eski siyasetçi 121 gün süreyle Çanakkale Lapseki ilçesindeki Zincirbozan askeri üssünde zorunlu ikamette tabi tutulmuştur.

Millî Güvenlik Konseyi'nin yeni kurulan partilerin kurucularını veto etmesi ve bazı partilerin ülke genelindeki gerekli teşkilatlanmayı seçim dönemine yetiştirememeleri nedeniyle 6 Kasım 1983 genel seçimlerine katılmasına izin verilmeyen Büyük Türkiye Partisi'nin devamı nitelinde olan Doğru Yol Partisi, Sosyal Demokrasi Partisi ve Refah Partisi'ne "Yasaklılar", Milli Güvenlik Konseyi tarafından genel seçimlere katılmalarını uygun bulunan Emekli Orgeneral Turgut Sunalp'in liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi, eski Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp'ın liderliğindeki Halkçı Parti ve 24 Ocak Kararları'nı hazırlayan Turgut Özal'ın liderliğindeki Anavatan Partisi'ne "İcazetliler" veya "6 Kasım partileri" denilmiştir.

1983 Genel Seçimleri [değiştir]

Ana madde: 1983 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri

6 Kasım 1983 genel seçimine, kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı. Yapılan genel seçimleri Anavatan Partisi kazandı, Halkçı Parti ikinci ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de sürpriz bir şekilde üçüncü oldu. Seçimlerden sonra milletvekillerinin parti değiştirmeleri sonucunda Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrasi Partisi de meclise girdi. Daha sonra alınan başarısız seçim sonuçları nedeniyle Milliyetçi Demokrasi Partisi kendisini feshetti, Halkçı Parti ise Sosyal Demokrasi Partisi ile birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yi kurdu.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri [değiştir]

ABD'nin rolü [değiştir]

Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin darbeden haberdar olduğu ve darbe gecesi Başkan Jimmy Carter'a "bizim çocuklar işi bitirdi" anlamında bir mesajın, bir toplantının ortasında iletildiğinin anlaşılması, 12 Eylül'de ABD'nin rolü konusunu da tartışmalara açtı. İlk kez Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül 04.00 (1984) adlı kitabında ortaya atılan, 12 Eylül Darbesi sırasında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'in askeri müdahaleyi haber alırken haberi ulaştıran diplomatın your boys have done it -- senin çocuklar işi bitirdi - anlamındaki konuşması, 12 Eylül Darbesi içinde ABD'nin rolü konusunda tartışmalara neden olmuştur. Paul Henze 2003 yılında Zaman Gazetesi'ne verdiği demeçte sözlerinin Mehmet Ali Birand'ın uydurması olduğunu belirtmiş, ancak kısa bir süre sonra Birand 2007'de Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayınlayarak Henze'i yalanlamıştır.[27]

Sıkıyönetim uygulamasının kaldırılması [değiştir]

Sıkıyönetim uygulamasının tarihlere göre kaldırıldığı iller:[28]

19 Mart 1984 Bilecik, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çankırı, Gümüşhane, Isparta, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, İzmir, Sinop
19 Temmuz 1984 Afyon, Amasya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Çorum, Muğla, Nevşehir, Niğde, Rize, Sakarya, Tekirdağ, Yozgat
19 Kasım 1984 Denizli, Giresun, Kayseri, Konya, Manisa, Uşak,Aksaray
18 Mart 1985 Antalya, Bursa, Eskişehir, Hakkari, İçel, Kocaeli, Malatya, Kahramanmaraş, Samsun, Sivas, Tokat, Zonguldak
19 Temmuz 1985 Ankara, Artvin, Edirne, Erzincan, İzmir, Ordu
19 Eylül 1985 Trabzon
19 Kasım 1985 Adana, Adıyaman, Ağrı, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kars
19 Mart 1986 Bingöl, Elazığ, Tunceli, Şanlıurfa
19 Mart 1987 Van
19 Temmuz 1987 Diyarbakır, Mardin, Siirt

Darbenin sonuçları [değiştir]

  • 650.000 kişi göz altına alındı.
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
  • 7 bin kişi için idam cezası istendi.
  • 517 kişiye idam cezası verildi.
  • Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
  • İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.
  • 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
  • 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
  • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
  • 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
  • 31 gazeteci cezaevine girdi.
  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 3 gazeteci silahla öldürüldü.
  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
  • 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi -kaçarken- vuruldu.
  • 95 kişi -çatışmada- öldü.
  • 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.
  • 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

Kaynak: [29]

Kültürel etkisi [değiştir]

Filmler [değiştir]

‎"Coup/Darbe - A Documentary History of the Turkish Military Interventions" belgeselinin DVD kapağı

Diziler [değiştir]

Şarkılar [değiştir]

Özlü Sözler [değiştir]

  • "11 Eylül 1980 günü, Sıkıyönetim'e rağmen ülkenin her yerinde oluk oluk kan akıyordu. Nasıl oldu da 24 saat sonra her tarafta silahlar sustu ve her yer sütliman oldu ?" Süleyman Demirel, 12 Eylül 1984.
  • "11 Eylül 1980'de Milli İstihbarat Teşkilatı ülkenin Başbakanı'na Ankara'da olan biteni anlatmak yerine, Angola'daki olaylar hakkında rapor veriyordu" Süleyman Demirel, 12 Eylül 1984.

Kaynakça [değiştir]

  1. ^ http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ahmet-kekec/o-silahlar-babanizin-mali-mi-haber-187988.htm
  2. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat: 04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.184-186
  3. ^ CHP ve Kurultaylar tarihi... (1951-1979) URL erişim tarihi:5 Temmuz 2008
  4. ^ 24 Ocak kararları URL erişim tarihi:5 Temmuz 2008
  5. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.33
  6. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.212
  7. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.259
  8. ^ Dusman kardesler: Fatsa ve Sincan,URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  9. ^ a b c Temmuz 1980, URL Erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  10. ^ Trabzon konuşması..., URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  11. ^ 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 'Kenan Evren'in Anıları', Milliyet gazetesi, 11 Kasım 1990, s.9.
  12. ^ Miting ile ilgili Erbakan ne diyor? URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  13. ^ 11 Şubat 2007 tarihli Sabah gazetesi, Yavuz Donat Röportajı URL Erişim tarihi:9 Temmuz 2008
  14. ^ Radyodan okunan ilk bildiri, Belgenet
  15. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.277
  16. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.213 Ulusu 11 Temmuz günü ertelenen Bayrak Planı sonucunda emekliye ayrılmış ve 12 Eylül Askeri Yönetimi arasında yer alamamıştır.
  17. ^ a b Parti liderlerine tebliğ, URL erişim:6 Temmuz 2008
  18. ^ Türkeş için yayınlanan bildiri, URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  19. ^ İçişlerine Eren Dosyasını Açın Talebi, URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  20. ^ Erdal'ı unutmadık-Yıldırım Türker(Radikal) URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  21. ^ YOK.gov.tr Yönetmelik,URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  22. ^ Bir başka açıdan Atilla Yayla vakası URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  23. ^ Emre Kongar, Unutulan tarihsel Gerçekler II:YÖK neler yaptı ? URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  24. ^ Evren'in Anayasayı tanıtma konuşmaları,URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008
  25. ^ Siyasi Anılar- bölüm 6,URL erişim:6 Temmuz 2008
  26. ^ Şimdi anladınız mı o yüzde 92'yi - Ertuğrul Özkök - Hürriyet
  27. ^ 14 Haziran 2003 tarihli Zaman gaztesi Birand’dan Paul Henze’ye sesli–görüntülü yalanlama URL erişim:6 Temmuz 2008
  28. ^ Sıkıyönetim uygulaması, Belgenet
  29. ^ "Darbenin bilançosu", Cumhuriyet Gazetesi, 12 Eylül 2000

Dış bağlantılar [değiştir]

 
  Bugün 8 ziyaretçi (36 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=